Les Joures Tristes - Yann Teirson

tashih

"what's in a name?
that which we call a rose by any other name would smell as sweet." W. Shakespeare

hayır; gül'e başka bir isim verseydik de, o yine böyle hoş kokmazdı... ya da hoş kokardı ama bu sefer o, "gül" olamazdı...
yani
mahiyeti değişmezdi şüphesiz ama, sanki bir şeyler muhakkak farklı olurdu...
Shakespeare hiç o kadar da haklı sayılmaz.
İsim-müsemma, isim-müsemma...
İnsanlar beni başka bir isimle çağırsalardı, ben yine aynı ben olur muydum?
İsimlendirmeler yalnızca konuşmalarımızı, ifadelerimizi daha anlaşılır kılmak; ne'den bahsettiğimizin anlaşılır hale gelmesini sağlamak için mi vardır?
Evrensel olandan sıyrılıp, kendi dilinin dünyasının sınırlarında düşünmek; kendi isimlendirmelerini esas almak... ama evrensel olanı gözardı etmeden...
herhalde ancak o zaman düşünce sınırsız hale gelebilir ve düşünmek bir o kadar haz verici olur...

evraka evraka ! !

bugün, o her yerde görüp de ne olduğunu, neden bu kadar sık kullanıldığını anlayamadığım, acaba buralarda yaygın bir deyim mi diye düşündüğüm cümleyi buldum :).

"What's in a name?"
"Bir isimde ne vardır?"
Benim sıklıkla rastladığım kısmı burasıydı.
Sonra devam ediyor Shakespeare:
"That which we call a rose by any other name would smell as sweet"
ki bir gulu baska bir isimle isimlendirseydik de yine hos kokardi

şairlik başka şey canım :))



"katı gerçekler"


Şimdilerde, birikmiş ödevleri, makaleleri bir yana koyup - belki de sadece kaçmak için- Said Halim Paşa'ya ait, Ertuğrul Düzdağ tarafından hazırlanmış "Buhranlarımız ve Son Eserleri" adlı kitabını okumak daha bir câzib geliyor.
 Deniliyor ki eserde:

"Hayatın katı gerçekleri, hükmünü icrâ eder; hataları meydana koyar, boş fikirleri ortadan kaldırır ve ne kadar ince ve sanatlı olsa da 'söz'e gâlib gelir."

...hiç şüphesiz.

şimdi...

"Şimdi yazma vakti...
Tüm yaşanmışlıkları, tüm biriktirilmiş hüzünleri, tüm hasretleri...
Kim bilebilir ki çıkılan yeni bir yolculuğun önümüze sereceklerini?
Kim bilebilir ki yanımızda götürdüğümüz vazgeçilmezlerin sırrını?
Başka şehirde, başka bir yurtta uyanmak; ama peşime düşen arsız bir çocuk edasındaki yalnızlığımla...
Sokaklarını dolaştığım şehir bana yabancı, yüzler tanıdık değil...
Sevmeler başka türlü, özlemler başka türlü...
Okunmuş kitaplardan arta kalan cümleler tek bildiğim."

     
     *zübeyde andıç, "yol arkadaşım: tanpınar", edebiyat ortamı, kasım-aralık 2008.